Rüya
“Bugün sen çok gençsin yavrum / Hayat ümit, neşe dolu / Mutlu günler vaat ediyor / Sana yıllar ömür boyu…”
Sabahın körüydü ve bu şarkı çalmaya başlamıştı odada. Anlaşılan ikisinden birinin telefonunda alarm kuruluydu ve bu alarm epey bir sesliydi. Şarkı güzeldi ama her sabah çaldığı için pek etki etmiyordu artık.
İlginç bir yatış şekline girmişti yine ikisi. Bacakları birbirine dolanmış ve elleri birbirlerinden zıt yönlere, hatta Levan’ınki yatağın dışına gitmişti. Yatağa üst taraftan bakılabilseydi seviştikten sonra birbirine küsen iki aşığı anlatan bir rönesans tablosunu andırabilirdi.
Şarkı ikinci kez çaldığında Levan yavaş yavaş hareket etmeye başladı ve bilinci yerine gelir gelmez yataktan zıplamak üzere havaya dikeldi. O sırada bacaklarının dolandığını fark etti ve ani bir yumuşaklık gösterip başını yastığa geri koydu. Amacı eşini, daha doğrusu müstakbel eşini rahatsız etmemekti. Kısa bir uğraşın ardından sonunda bacaklarını ondan ayırabildi.
Ayağa kalktı ve sandalyeye alelacele atılmış gömlek, pantolon ve iç çamaşırlarını aldı. Hızlıca, teker teker giyindi ve en sona pantolonunu bıraktı. Pantolonun içine sol bacağını geçirdiği anda arka tarafından ani bir ses geldi:
“Bugün sen çok gençsin yavrum
Hayat ümit, neşe dolu
Mutlu günler vaat ediyor
Sana yıllar ömür boyu…”
Bu ses bu sefer telefondan değildi, ince bir sesti. Levan sesin kaynağını hemen anladı fakat anlayana kadar çoktan dört-beş kez korkmuştu bile. Bu ses müstakbel eşinden geliyordu. Sadece bir ses de değildi bu. Gülen bir kadından çıkan bir sesti. Kolayca ayırt edilebilirdi. Hatta sesi duyan hemen herkes sesin sahibinin çok güzel bir gülüşü olduğuna hızlıca karar verebilirdi. Ki öyleydi de zaten, kadın çok güzel bir gülüşe sahipti.
Levan arkasını döndü ve kadının şarkıyı gülerek söylediğini gördüğünde belki on milyonuncu kez aşık oldu ona. İşte bakınız, gülen bir kadının bir erkek üzerindeki etkisi bu kadar büyük olabiliyor.
Kadının bir sürü güzelliği vardı fakat Levan en çok gülüşünden etkileniyordu. Kadının üst dişlerinden biri biraz dışarı çıkıktı ve bu onun gülüşünü adeta mükemmelleştiriyordu. Kadın her güldüğünde ağzını kapatırken bu diş en son görünen diş oluyor ve bir kısmı alt dudağına batarak içeriye doğru saklanıyordu.
Kadın gülüşü biter bitmez Levan’la konuşmaya başladı:
— Aşkım!
— Efendim güzelim?
— Nereye gidiyorsun?
— Her zamanki gibi işe gidiyorum.
— Bu kadar erken gitmek zorunda mısın hep?
— Durumları biliyorsun…
— Biliyorum ama sen beni hep yalnız bırakıyorsun her sabah.
— Canının sıkıldığını biliyorum ama yapabileceğim bir şey yok. Para kazanmak gerek…
— Doğru diyorsun…
— Para yoksa mutluluk da yok. Bunu en iyi bilenlerden biri de sensin.
— İyi tamam, git.
— Teşekkürler canım.
— Ama şey… Gelirken bana minik minik altın çikolatalardan getirir misin?
Kadın tam bir çikolata hastasıydı. Daire şekilli olan, altın replikası gibi yapılmış çikolataların hastasıydı.
— Tabii ki getiririm güzelim. İstediğin çikolata olsun. Fakat sen de evde uslu dur lütfen. Komşularla falan kavga etme yine. Söz verirsen getiririm.
— Söz veririm…
— Veririm diyorsun ama veriyorum demiyorsun. Kelime oyunu yapmak benim işim güzellik.
— Tamam tamam… Söz veriyorum! Gıcık.
Levan’ın suratında gülümsemeler başladı. Kadın da gülümsüyordu artık. Oda pozitifleşmişti fakat bir o kadar da havasızdı. Levan bunu fark eder etmez pencereleri açtı.
Bir süre sonra kadın pencereden gelen soğuğun etkisiyle aniden titremeye başladı ve yorganın altına girdi. O kadar tatlı girmişti ki yorganın altına, adeta yorganın altına saklanmış yavru bir kedi gibiydi. Veya kundaklanmış bir bebek… Levan bu bebeğe bakarken aklı yorganın rengine takıldı. Yorganın rengini gören Levan oldukça şaşkındı. Hiç dikkat etmemişti. Yorgan ne zamandan beri bu kadar güzel bir bayrak kırmızısıydı bilmiyordu. Dalıp gitti…
Kırmızı renge bu kadar takılınca Levan’ın aklı kadının kırmızı kırmızı güzel yanaklarına gitti. Bir an o yanakları sıkması gerektiğini hissetti ve yorganın üstüne fakat tam olarak kadının üstüne gelmeyecek şekilde atladı. Kadın içerde kıkır kıkır gülmeye başladı. Böyle şeyler çok hoşuna gidiyordu. Sanki hiç oyun oynamaya fırsat bulamamış bir çocuk gibiydi…
Levan kadının yanaklarını sıktı, sonra sıkınca iyice kızaran o yanakları bir güzel öptü. Kadının yüzü yine gülmeye başladı. Levan’ın yüzü de gülüyordu. Ancak o sırada Levan bir şey fark etmişti. Kadının gözleri hiç hareket etmiyordu. Sanki gözlerinin etrafında hiç kas yok gibiydi. Daha önce hiç böylesine dikkat etmemişti. Çok ilginçti…
Levan bir süre oyalandıktan sonra geç kaldığını fark etti ve kapının hemen girişinde yan tarafta bulunan kasenin içinden anahtarlığını da alarak kapıdan çıktı. Kadına hoşça kal demeyi unutmuştu ama olsun, sonuçta akşama tekrar görüşeceklerdi…
Levan evin en dış kapısına geldiğinde kapıyı güzelce kapattı ve kapıyı kilitledi. Ayakkabısının bağcıklarına gözü takıldı. Kırmızıydı… Kadının yanakları gibi… Yorganın rengi gibi… O çıkık dişin dudağa battığı anda oluşturduğu kırmızı gibi. Kırmızıydı… Bir boya gibi… Ama Levan’a soracak olursak en çok da “kan” gibi kırmızıydı…
Levan aniden bayıldı. Bayılınca kapının mermer eşikine kafasını çarptı ve kafasından kırmızılar akmaya başladı… Her yer kırmızı oldu… O kadar kırmızıydı ki komşuların evinden bile görünüyordu.
Birkaç saat geçti ve kavgalı komşulardan bir tanesi pencereden bakarken Levan’ı kırmızılar içinde gördü. Korkular içinde bağırmaya başladı… Ardından her zamanki prosedür oluverdi. Polis arandı, ambulans arandı. Savcılar, yetkililer geldi. Herkes fikrini söyledi ve falan filan…
…
Olayla ilgili tutanaklar aşağıdadır.
MAHKEMEYE VERİLMEK ÜZERE NOTLAR:
Komşulardan alınan bilgiye göre Levan TAMAR adlı şahıs bir iş adamıdır.
Aynı isimi ve görseli internetten arattırdığımızda TAMAR HOLDİNG’in tek pay sahibi olduğu çıkmaktadır.
MERSİS üzerinden şirketin bilgilerine ulaştığımızda bilgilerin uyuştuğu görülmektedir.
Levan TAMAR, Gürcü asıllı bir göçmendir.
Evli ve iki çocuk babasıdır.
Karısı Gülseren TAMAR adındaki TAMAR HOLDİNG’in sahibi olduğu TAMAR GYO’nun genel müdürü ve iş kadınıdır.
Eşine danışıldığında Levan TAMAR’ın aylardır başka bir kadınla beraber olduğunu belirtmiştir.
Levan TAMAR’ın evinde yatakta ölü bulunan kadının bu bahsedilen kadın olduğu düşünülerek derin araştırmalara başlanmıştır.
Araştırmalarda yine komşulara danışılarak uzun süredir Levan TAMAR’ın bu eve gelip gittiğini fakat bu eve sadece onun değil birden çok erkek kişinin girip çıktığı hatta bu yüzden yatakta ölü bulunan ve takma adı Manukyan olarak saptanan kadınla defalarca kavga çıktığı bilgisine ulaşılmıştır.
Evin sahibi araştırıldığında sabıkasında ünlü bir fuhuş merkezinin yöneticisi olduğu gözüken ve şu anda cezaevinde olan Giorviya TEMAV’a ait olan bir ev olduğu ve komşulardan alınan bilgilerin doğruluk payının arttığı gözlemlenmiştir.
Giorviya TEMAV adındaki şahısın bilgisine danışıldığında gösterilen fotoğraflardaki kadını tanıdığı ve bu kadının onun kızı olduğu bilgisine gerekli prosedürler uygulanarak kesin bir şekilde ulaşılmıştır.
MERNİS üzerinden araştırıldığında Giorviya TEMAV’ın kızı olarak gözüken ve olayların yaşandığı evde ikamet ettiği anlaşılan kişinin ismi Maridata TEMAV olarak bulunmuştur.
Maridata TEMAV hakkında yapılan araştırmalar sonucunda Ziraat Bankası’nın Beyoğlu Şubesi’nde kiralık bir kasaya sahip olduğu ve bu kasanın açılması üzerine avukatı aracılığıyla bir vasiyet bıraktığı görülmektedir. Vasiyetindeki tek madde budur.
Kiralık kasa yetkili kişilerce kayıt altına alınarak açılmıştır.
Kiralık kasanın içinde bir adet şifreli ve kırılmaz çelikten yapılmış kutu ve ayrıca iki adet not kağıdına ulaşılmıştır.
Not kağıtlarından biri okunduğunda evin bazı küçük noktalarında gizli kameralar olduğu, bu kameraların polislerce bulunamayacak şekilde kendisi tarafından özenle yerleştirildiği ve bu kameralarla ilgili kayıt izlemek için kullanılan internet sitesinin kullanıcı adı ve şifresinin paylaşıldığı tutanaklara geçilmiştir.
Bu internet sitesine girildiğinde ise olayla ilgili kayıtlara ulaşılmış ve olay açık bir şekilde gözler önüne koyulmuştur.
Olay şu şekilde kayıt altına alınmışdır:
Levan TAMAR son 82 günlük kayıt incelendiğinde 59 gecesini Maridata TEMAV ile geçirmiştir. Bu gecelerin her birinde bir altın ile ücretini ödemiş ve altınların gerçekliği her defasında Maridata TEMAV’ın dişleri ile kontrol edilmiştir. Kontrolün ardından Maridata TEMAV yatağın içine girerek Levan TAMAR’ı beklemiştir. Her seferinde aynı olaylar yaşanarak tekrarlanmış yani her defasında cinsel ilişkiye girilmiştir. Fakat son üç kayıda bakıldığında farklılıklar gözlemlenmiş ve üç kaydın ilkinde Levan TAMAR’ın getirdiği altının sahte olduğu Maridata TEMAV tarafından anlaşılmıştır. Levan TAMAR, ani bir öfkeyle karşısında duran ve fantezi amaçlı kullanıldığı bilinen çubukların keskin tarafıyla Maridata TEMAV’ın yanaklarına kesik atıp evden kaçmıştır. Sonraki gece Levan TAMAR tekrar gelmiş ve getirdiği altın yine sahte çıkmıştır fakat bu sefer sadece sahte değil aynı zamanda çikolata olduğu ses kayıtlarında anlaşılmıştır. Levan TAMAR yine sinir krizi geçirerek Maridata TEMAV’a ona aşık olduğunu ve onsuz bir saniye bile geçiremediğini dile getirerek evlenme teklif etmiştir. Ancak Maridata TEMAV’ın bu evliliği kabul etmemesi üzerine Levan TAMAR tekrar sinir krizi geçirerek etraftaki parçaları kırmaya başlamış ve o sırada yorganın altına saklanan Maridata TEMAV’a belinden çıkarttığı bıçakla saldırmış ve yorganın üstünden olmak üzere iki kez bıçak saplamıştır. Saplanan bıçaklar otopsiden de görüleceği üzere iki göğüse denk gelerek birisi boşa ve diğeri Maridata TEMAV’ın kalbine olmak üzere vücudu delmiştir. Kalbi parçalanan Maridata TEMAV’ın orada hayatını kaybettiği bellidir. Levan TAMAR ise kanları görünce daha fazla şoka girmiş ve bayılmıştır. Baygınlığının ardından ayılmış ve ilginç hareketlerde bulunarak ve üstündekileri tamamen çıkartıp sandalyeye gelişigüzel atarak Maridata TEMAV’ın cesediyle cinsel ilişkiye girmiştir. İlişkinin sonunda yine ses kayıtlarından anlaşıldığı üzere “Giulio Romano” tarafından tasarlanmış bir baskıya benzettiğini söyleyerek bacaklarını Maridata TEMAV’ın bacaklarıyla kilitlemiş ve bir cinsel ilişki pozu yaratmıştır. Ardından da o şekilde orada uyuyakalmıştır. Sabah olduğunda alarmının ikinci çalışıyla beraber uyanmış ve ilginç bir şekilde hiçbir şey yaşanmamış gibi kendi kendine hareketler yaparak, konuşarak ve gülerek dış kapıya kadar gitmiştir. Ardından orada bayılmış ve kafasını mermere çarparak olay yerinde bulunduğu yerde ölümü gerçekleşmiştir.
Kiralık kasada bulunan ikinci not okunduğunda ise şifreli kutunun şifresi olduğu tahmin edilen fakat farklı bir alfabeyle yazılmış bir metine rastlanmıştır.
Rastlanılan metnin uzmanlarca çözümünün ardından metnin Kiril alfabesiyle yazıldığı ve şifrenin 1–8–7–7–1–8–7–8 olduğu bulunmuştur.
Bulunan şifre ile beraber şifreli kutu açılmış ve kutunun içinden günlük olarak tutulduğu belirlenen not defterleri çıkartılmıştır.
Not defterleri okunmak üzere yetkili kişilere ulaştırılmıştır ve en kısa sürede Türkçe çevirisiyle beraber mahkemeye de sunulacaktır…