GİRİŞ
Bazı sözler vardır, duyduğunuz an zihninize yerleşir ama henüz tam anlamını kavrayamazsınız. Bir yerlerde yankılanır durur, sonra zamanla hayatın içindeki izlerini fark etmeye başlarsınız. Bir gün olur, o söz size ait olmayan bir geçmişten çıkıp sizin geçmişinize karışır ve artık onunla birlikte yaşarsınız. Öyle ki bazı kelimeler, insanın iç dünyasında kök salıp farkında olmadan ona yön verir. Bu yüzden, gerçekten anlamak isteyenin önce neyi anlamaya çalıştığını bilmesi gerekir.
Her okuduğumda beni farklı bir yerden yakalayan bu söz, belki de “motto” gibi sığ bir kavramın içine sıkıştırılamayacak kadar derin olduğu içindir ki bana ilham verebiliyor. Ama asıl soru şu: Ben bu sözden ne anlıyorum? Neden bu kadar hoşuma gidiyor? Ve dahası, eğer insanın kaderi ruhunda saklıysa, bir insanın ruhunu şekillendiren kim ya da ne?
İNSAN
Bu kelimeyi duyduğunda kendini anımsıyor olabilirsin. Herkes gibi, en başta insan olduğunu düşünürsün. Ama gerçekten insan mısın? Yoksa sadece yaşadığını mı sanıyorsun? Çünkü insan, yalnızca yaşayan değildir. İnsan, kendi varlığını inşa eden, kendini her gün yeni baştan yaratan, bazen bile isteye, bazen mecburen şekillenen bir varlıktır. Bazen kendi ruhunu oyar, bazen başkalarının biçtiği ruhu giymek zorunda kalır. Ve her şeyin farkında olduğunu sanırken, aslında hiçbir şeyin farkında değildir.
Büyük İskender de yaşayan biriydi ama onun için yaşamak fethetmekti. Zamanı alt edebileceğini sandı, ölümün bile onun adını silemeyeceğine inanıyordu. Ama insan ne kadar büyük olursa olsun, yaşamın yasalarından kaçamaz. Her insan gibi o da ruhundan birçok şeyini çaldırdı. Çocukken masumiyetini, savaş meydanlarında merhametini, zaferlerinde huzurunu kaybetti. İnsan, eksildikçe tamamlandığını sanır, oysa neyi kaybettiğini fark ettiğinde, artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.
İnsan için zaman üç parçadan oluşur: Yaşadığı kesin zaman, yaşadığı muhtemel zaman ve yaşadığı bilinmeyen zaman. Yaşandığına emin olduğu şeyler, yaşanabileceğini düşündüğü ihtimaller ve hiç fark etmediği, ruhunun en derininde saklananlar… Bu yüzden, kader dediğimiz şey belki de sadece buzdağının görünen kısmıdır.
KADER
Bunu düşündüğünde aklına gelen ilk şey, değiştiremeyeceğin şeyler olabilir. Ama belki de kader, sandığın gibi yazgıdan ibaret değildir. Belki de kader, yalnızca insanın kendini kandırma biçimlerinden biridir. Çünkü kader dediğimiz şey, yaşadığımız her anın toplamı değil, sadece yaşamaya cesaret ettiğimiz anlardır. Yaşam ile kader arasındaki fark, insanın ne kadar ileri gidebileceğini düşündüğüyle ilgilidir.
“Yaşam her şeyimizdir. Düşüncelerimiz, rüyalarımız, hayallerimiz, korkularımız… Kader ise sadece yaşamaya cesaret edebildiklerimiz.”
— Sine Adası’ndan…
Napolyon, kaderinin büyük bir hükümdar olmak olduğuna inanıyordu. Ama ona büyük hükümdar olma fikrini kim verdi? Bir insanın ruhuna, onun ne olacağına dair ilk tohumu kim eker? Napolyon gerçekten kendisi mi seçti, yoksa onun için önceden seçilmiş bir kaderi mi yaşıyordu? Rusya Seferi’ne çıktığında yenilmez olduğunu sanıyordu. Oysa kendi zaaflarını tanımayan biri, ne kadar güçlü olursa olsun eninde sonunda yenilir. Eğer aşırı özgüveninin tuzağına düşmeseydi, kaderi de farklı olabilirdi. Ama belki de, kader dediğimiz şey, insanın kendi elleriyle kendine hazırladığı felaketten başka bir şey değildir.
RUH
Ruh, yaşayanı yaşatan şey değildir. Çünkü ruh, her zaman hareket etmek, bir şeyler yapmak ister. Ruhun varoluş sebebi, şekil almaktır. Ama bu şekil, her zaman insanın kendi iradesiyle mi oluşur? Yoksa dışarıdan bir şeyler mi onu yoğurur?
Marie Curie’nin ruhu, bilgiye açtı. Öyle ki, öğrendikçe ruhu büyüdü. Ama büyüdükçe, bir şeyler eksildi. Radyoaktiviteyi keşfetti ama aynı madde onu yavaş yavaş öldürdü. Bilmek, bazen farkında olmadan insanı yok eder. O yüzden, ruhunuzu neyle doldurduğunuz önemlidir. Çünkü ruh, yalnızca bizim ona verdiğimizle şekillenen bir şey değildir. Kendi ruhunuza ait sandığınız şeyler, aslında başkalarının elinde şekillendirilmiş olabilir.
Peki, bir insanın ruhu manipüle edilebilirse, kaderi de manipüle edilebilir mi? Eğer insanın kaderi ruhunda saklıysa, o ruhu kim şekillendiriyor? Bize ait sandığımız düşünceler gerçekten bizim mi? Yoksa bu düşünceler, çok daha önce bir yerlerde bizim için mi tasarlandı? Eğer ruhun, kaderin ve hatta yaşamın bile başkaları tarafından biçimlendirilebileceği bir gerçekse, insan gerçekten özgür olabilir mi?
Titanik’in kaptanı Edward Smith’in ruhu da manipüle edilmişti. Gemisinin batmaz olduğuna inanıyordu. Çünkü ona böyle söylenmişti. Ona, gemisinin teknoloji harikası olduğu, doğanın bile ona karşı koyamayacağı anlatılmıştı. O da bu hikâyeye inandı. Ama inandığı şeyin gerçek olup olmadığını hiç sorgulamadı. Ve sonuç ortada. Eğer ruhu şüpheyi kabul edebilseydi, binlerce insanın kaderi değişebilir miydi?
SAKLI
Her şeyin göründüğü gibi olmadığını anlayabilen bir insan için, saklı olan en tehlikeli olandır. İnsan, yaşadığını sanır ama asıl gerçekler, saklı olandır. Julius Caesar, kendisine suikast düzenleneceği konusunda defalarca uyarılmıştı. Ama ona ihanet eden ruhları göremedi. O kadar güçlü olduğuna inanıyordu ki, aslında ne kadar zayıf olduğunu fark edemedi.
Saklı olan sadece başkalarının bizden gizlediği şeyler değildir. Bazen, kendi ruhumuzda gizlediğimiz gerçeklerdir. Bazen, farkında olmadan sakladığımız, belki de bilmek istemediğimiz şeylerdir. Ruhumuzda, gerçek kimliğimiz saklı olabilir mi? Gerçek benliğimizle yüzleşmeye cesaretimiz var mı?
“Özgür olduğunu sanan, en büyük zincirin tutsağıdır.”
— Goethe
KAPANIŞ
Herodot’un sözünü işte bu yüzden seviyorum. Çünkü bu söz, insana kaderini ruhuyla bağdaştırır ve ruhunu değiştirdiğinde kaderinin de değişebileceğini düşündürür. Ama asıl mesele kader değil, yaşamdır. Eğer insanın ruhu manipüle edilebiliyorsa, kaderi de şekillendirilebilir. Ve eğer insan bunun farkında olmazsa, yaşadığı hayat gerçekten kendi hayatı mıdır?
İnsanın kaderi ruhunda saklıdır. İkisi de yaşamda saklıdır. Yaşam ise gerçeklerin içindedir. Peki, gerçekler nerede saklıdır?
Metin: İnsanın Kaderi Ruhunda Saklıdır © Caner Taş
Görsel: Hug Despite Everything © Caner Taş