Karakter Yaşam Analizleri: Saul Goodman

557 sözcük
2–4 dakika

Saul Goodman bir avukattan çok daha fazlasıdır. O, adaletle sahtekârlık arasındaki ince çizgide yürüyen bir cambazdır. Onun dünyasında dürüstlük bir zayıflık, kural ise esneyebilen bir araçtır. Ama Saul’u yalnızca bir dolandırıcı olarak görmek yüzeysel bir yorum olurdu çünkü o, sistemin içinde kalabilmek için sistemi kandırmak zorunda kalan bir adamdır. Suçluların avukatıdır ama bazen de suçun bizzat kendisidir. Herkesi ikna eder ama en çok kendini kandırır. Çünkü Saul Goodman için en büyük başarı, yakalanmadan hayatta kalabilmektir.

Gerçek adı Jimmy McGill olan Saul, kimliğini değiştirmek zorunda kalmıştır ve bu değişim, bir maskeden daha çok bir sığınaktır. “Saul Goodman” ismi, geçmişini silmek ve yeni bir gerçek yaratmak için inşa ettiği bir kimliktir. Jimmy, başarısızlıklarla dolu geçmişini unutmak ister; Saul ise her şeyi kontrol edebilen, sözü dinlenen, güçlü bir figür olarak doğar. Bu dönüşüm onun için sadece bir taktik değil, bir hayatta kalma refleksidir. Çünkü Saul Goodman gerçekte bir yalancı değil, dürüst kalmaya çalışmanın artık işe yaramadığını anlayan bir adamdır.

Saul’un zekâsı, onun en büyük silahıdır. İnsanları, yasaları, sistemin açıklarını çok iyi okur. Bir davada haklı çıkmak için haklı olmasına gerek yoktur; sadece daha ikna edici olmalıdır. Bu yüzden Saul, hukukun idealist yanına değil, pratik tarafına inanır. Adalet onun gözünde bir kavram değil, bir pazarlık konusudur. “İyiler kazanır” klişesine gülüp geçer, çünkü iyiliğin tek başına bir değeri olmadığını defalarca görmüştür. Her dava onun için bir oyun, her oyun bir hayatta kalma fırsatıdır. Zekâsını adaletin değil, özgürlüğün hizmetine sunar. Bu yönüyle o, modern dünyanın ahlaki yorgunluğunu temsil eder.

Saul Goodman’ın karakterinde ironik bir yalnızlık da vardır. Etrafında hep insanlar vardır ama hiçbiriyle gerçek bir bağ kuramaz. Mizahı, yalnızlığını sakladığı en güçlü zırhıdır. Şakaları, özgüven gibi görünen bir savunma biçimidir. Gülerek konuşur, çünkü ciddiyet ona zayıflık hissi verir. Kalabalıklar arasında bile sürekli bir sahne üzerindedir. Ne zaman sustuğunu görsek, aslında gerçek Jimmy McGill’e yaklaşmış oluruz. O anlarda sahne kararır, ışık söner, maskenin altındaki adam nefes alır. Fakat kısa sürer; çünkü Saul Goodman, gerçeği fark ettiği anda tekrar rolüne sığınır.

Onun en büyük trajedisi şüphesiz ki iyi olmaya çalıştığında da cezalandırılmasıdır. Her dürüstlük denemesi, bir şekilde ters teper. Kimse onu ciddiye almaz, kimse geçmişini unutturmasına izin vermez. Bu yüzden sonunda “iyi biri olmaya çalışmak” yerine “iyi görünmeyi” seçer. Toplumun adalet anlayışına değil, onun boşluklarına inanır. Çünkü Saul’un dünyasında kazananlar iyi niyetli olanlar değil, iyi rol yapanlardır. Gerçekle yalan arasındaki çizgiyi isteyerek siler; çünkü bu sayede hem suçluları hem de kendini savunabileceğine inanır.

Saul Goodman, modern çağın etik bunalımının simgesidir. Adaletin ideal olmaktan çıkıp bir pazarlığa dönüştüğü bir dünyada, onun varlığı bir sonuçtur, neden değil. O, kirli bir sistemin en zeki ürünü, dürüstlüğün artık işe yaramadığı bir toplumun doğal sonucudur. Ama bütün bu kurnazlığın ardında hâlâ kırılgan bir kalp yatar. Jimmy McGill’in içinde hâlâ doğruluğa inanan, dürüst bir parça vardır. Saul Goodman ne kadar gürültülü bir karakterse, Jimmy o kadar sessizdir. İkisi bir arada yaşar ama hiçbir zaman aynı anda var olamazlar. Saul konuşur, Jimmy susar.

Sonunda anlarız ki Saul Goodman kötü biri değildir, sadece dünyayı fazla iyi anlamış bir adamdır. Gerçeklerin değerinin parayla ölçüldüğü bir pazarda, o sadece kendi fiyatını belirlemiştir. İnsanların yalanlarına aynayla cevap vermiş, sistemin boşluklarını dürüstlük gibi göstermiştir. Saul Goodman, çaresiz bir çağın kurnaz çocuğudur. O, suçun içindeki mantığı, dürüstlüğün içindeki ikiyüzlülüğü görmüştür. Ve belki de bu yüzden, yalan söylerken bile gerçeğe en çok yaklaşanlardan biridir.

Yapay zeka aracılığıyla, Caner Taş’ın “Karakter Yaşam Analizleri: Saul Goodman” notlarının yeniden düzenlenmesiyle servis edilmiştir.