Karakter Yaşam Analizleri: Tony Soprano

604 sözcük
3–4 dakika

Tony Soprano, bir suçlu olmasına rağmen Amerikan televizyon tarihinin en insani karakterlerinden biridir. Çünkü o, gücün zirvesine çıkmış ama ruhunun en derin noktasında hâlâ kayıp kalmış bir adamdır. Onu diğer anti-kahramanlardan ayıran şey, sadece bir suç örgütünün lideri olması değildir; asıl fark, o örgütün en karmaşık üyesinin bizzat kendisi oluşudur. Tony, hem otoritenin hem de çaresizliğin sembolüdür. Bir yandan ailesini, ekibini, imparatorluğunu korumaya çalışırken; diğer yandan kendi zihninin içinde giderek çöken bir adamdır.

Tony’nin karakteri çocukluğundan itibaren şekillenen bir eksiklik üzerine kuruludur. Sevgisiz bir anneden ve korkuyla karışık bir babadan aldığı miras, ona duygusal olarak donuk bir yetişkinlik bırakmıştır. Kendi çocuklarına sevgi göstermekte zorlanması, sevildiğine inanamaması aslında bundan kaynaklanmaktadır. Yıllar içerisinde bu sorunlu mirasa çözüm olarak gücü bir sevgi biçimine dönüştürür çünkü güç onda kontrol duygusu yaratır. İnsanlara hükmettiğinde kendi hayatına da hâkim olduğunu zanneder. Oysa ne kadar hükmederse hükmetsin bir o kadar da içten içe çökmektedir. Bu nedenle Tony’nin bütün öfkesi aslında korkusunu saklar. Panik atakları, onun zırhının içindeki çatlakların fiziksel hâlidir.

Tony Soprano, ahlaki sınırları muğlak bir dünyada yaşar. Kendini kötülükle tanımlamaz çünkü kötülüğü normalleştiren bir çevrenin ürünüdür. Tam aksine kendisini ve çevresindekileri bir asker olarak görür. Cinayetler, tehditler, ihanetler onun gözünde sistemin olağan bir parçasıdır. Bu yönüyle tam anlamıyla pragmatiktir; duygulardan çok sonuçlara inanır. Ancak iş ailesine, yakın çevresine ya da geçmişine geldiğinde bu soğukkanlılığı bir anda kaybolur. O zaman duygularıyla hareket eden, kırılgan bir insana dönüşür. Suç dünyasında disiplinli bir liderdir ama evinde yönünü kaybetmiş bir baba, bir kocadır.

Terapisti Dr. Melfi ile yaptığı seanslar onun  insan olan tarafının en çırılçıplak hâlidir. Bu görüşmelerde mafya babası kimliğini bir kenara bırakır ve gerçekten kim olduğunu anlamaya çalışır. Fakat her dürüstlük deneyişi onu biraz daha savunmasız bırakır. Çünkü Tony, duygusal açıklığın onu zayıflatacağını düşünür. Oysa tam tersine zayıf yanlarını sakladığında daha çok acı çekmektedir. Bu seanslar, bir suçlunun değil, travmalarından kaçan herhangi bir insanın hikayesiyle eşdeğerdir. Belki de Tony’nin Dr. Melfi’ye duyduğu saygı ve sevgi, hayatında ilk kez yargısız infaza uğramadan pür dikkatle dinleniyor olmasının bir ürünüdür…

Aile içindeki dinamikler Tony’nin kimliğinde belirleyici bir yer tutar. O, ailesini koruyup kolladığını düşünürken aslında kendine ait karanlığını miras bırakmaktadır… Çocuklarıyla arasındaki uzaklık, kendi çocukluğunun yankısıdır. Karısı Carmela ile ilişkisi ise sadakatle ihanetin sürekli yer değiştirdiği bir denge üzerindedir. Tony, duygusal olarak bağ kuramadığı insanları maddi güvenceyle susturur. Sevgisini ifade edemediği her durumda parayı, otoriteyi ya da korkuyu devreye sokar. Bu yüzden gerçek bağlar kuramaz; çevresinde kalabalıklar vardır ama samimiyet yoktur. Saf sevginin yerini pahalı hediyeler alır çünkü Tony’e göre onun dünyasında herkesin mutlaka bir çıkarı vardır.

Psikolojik olarak Tony’nin kişiliği narsisistik ve depresif eğilimlerin karışımıdır. Kendine güveniyle öz-değeri arasında ciddi bir uçurum vardır. Bir gün her şeyin merkezindeymiş gibi davranırken ertesi gün aynaya bile bakmak istemez. Duygusal tepkileri anlıktır ve vicdanı seçicidir. Suçluluk duyar ama pişman olmaz… Bu çelişkiler onun insanlığını gösterir, çünkü Tony tamamen kötü biri değildir. Aksine, kötü olmanın ne demek olduğunu sorgulayan bir karakterdir. Belki de onu etkileyici kılan budur: İyilikle kötülüğün, sevgiyle nefretin, güçle zayıflığın sınırında yaşar ve her ne kadar Tony’e zarar da verse öyle bir yerin var olduğunu kendisini izleyenlere anlatmaya çalışır…

Tony Soprano, televizyon tarihindeki sıradan bir mafya lideri değildir. O, modern dünyanın içsel çelişkilerinin temsilidir. Gücün insana huzur değil yük getirdiğini, ileri otoritenin yalnızlığı çoğalttığını, suçun bazen bir savunma mekanizması olabileceğini gösterir. Tony, kendini Tanrı gibi zanneder ama her kararında biraz daha insana dönüşür. Her cinayet, her ihanet, her sessizlik onu biraz daha yorar. En sonunda anlarız ki Tony Soprano’nun gerçek düşmanı FBI, rakip aileler ya da ihanet eden dostları değildir. Onun asıl düşmanı, dünya üzerinde tek hazırlıksız olduğu kişi yani kendisidir…

Yapay zeka aracılığıyla, Caner Taş’ın “Karakter Yaşam Analizleri: Tony Soprano” notlarının yeniden düzenlenmesiyle servis edilmiştir.